Türküyü Kızık Kasabamızdan derleyen Hüseyin Hüsrevoğlu türkünün hikayesini
şöyle anlatıyor: "1934-1935 yıllarında Afyon-Sandıklı demiryolu yapımında Kızık
köyünün yakınında tünelde çalışan bütün işçiler Kızık köyümüzdendir.
Bir tünel, inşaat sırasında göçtü. Bu tünelin içinde, genç bir nişanlı delikanlı bulunmakladır.
Bu gencin ölümü üzerine bu türkü yakılmıştır. Çevrede bütün büyükler tarafın söylenmektedir.
Hatta çapa mevsiminde kadınlar tarlalarda bu türkü söylenmeden çaba çapalanmaz. 1984 yılında köye
geldiğimde bu türküyü araştırdım. Orta mahalleden şimdi rahmetli olan Ahmet İleri adındaki 64 yanındaki
bir amcadan yazdım."
Kabrimi kazmaya yarmaya düze
Önümü çevirin de sılaya yüze
Benden selam söyleyin kadersiz kıza
Düğünümü de koydular bahardan güze
*****
Noldu yarim noldu sızın mı kaldı?
Beşikle ağlayan kuzun mu kaldı?
*****
Kontrol da gelmiş yazı yazıyor
Jandarmaya gelmiş kabrim kazıyor
*****
Nisanlımdan koşup yarma geziyor
Benim sevdiklerim başımda sızıyor
Noldu yarim noldu sızın mı kaldı?
Beşikte ağlayan kuzun mu kaldı?
*****
Ne kanlıymış su yarmanın çalışı
Sen miydin amelenin delisi
Kurban olayım Konya Valisi
Kırıldı da amelinin yarısı
*****
Noldu yarim noldu sızın mı kaldı?
Beşikle ağlayan kuzun mu kaldı?
*****
Yedinci tünelin direği sarkmış
Kayalar gelirken elini tutmuş
Dalgın dalgın uykuya yatmış
*****
Noldu yarim noldu .sızın mı kaldı?
Beşikle ağlayan kuzun mu kaldı?
KUMALAR DAĞINDA GÖÇ KATAR KATAR
Türkümüzü Niyazi Yılmaz (TRT Ankara Radyoevi Sanatçısı) şöyle anlatıyor:
Afyon ve Sandıklımız Türk Halk Müziği ve Halk Kültürü bakımından yurdumuzun en zengin
ve en renkli köşelerinden birisidir. Zeybekleri, Türküleri, Kadın oyun havaları, kıvrak
ve ağır zeybekler hatta Dinar'a Doğu'da Teke havaları gurbet havaları özelliğini taşır.
Kumalar dağı bizim çocukluğumuzun geçtiği Sandıklı, Yolkonak, Ürküt, Kızık, Karacaören,
Nuh, Mahmarı, Akharım, Kınık, Daylık, Ekinhisar ve diğer köylerimizi ve Karadirek için
Türkülerin ve hatıraların, efsanelerimizin konusu ve kaynağı olagelmiştir.
Yaşı 45'inüzerinde olanlar, Sandıklı çarşısında satılan şıralı karlı buzlu şerbetin tadını
unutmamışlardır. Uzun Çarşı'da şerbetçi ve helvacı dükkanlarının tezgahına kurulan adam boyunun
yarısındaki Kumalar dağının karlarında şıngırdayan billur bardaklarda şerbetin lezzetini ve içim
tadını bizler unutamadık. Temmuz Ağustos aylarında merkep yükleriyle bu çuvallara konularak
Sandıklı'ya getirilen Kumalar dağlarının karları yanan yüreklerimizi söndürür, serinletirdi.
Ayrıca evlerde yapılan Kargaşşağısi'da bizim damak kültürümüzün ayrı bir güzelliğini gösterirdi.
Birçok manilerimizde, Türkülerimizde sözü edilen "Yandı yürek kar getir" gibi mısralar nostaljik bir arzı
değil edebi bir örgünün nadide örneklerinden ve mecazlarından bir güzel örneği oluşturur. Yanan yürek
sevgiliye duyulan özlem ve hasrettir. Bu yanan yüreği ancak sevgilinin selamı sesi veya varlığı söndürebilir.
Buz gibi kar sadece yorgunluğumuzu giderir serinlememizi sağlar.
Sandıklımız Akdağıyla, Kumalar dağıyla ve Ahır dağları ile başka bir kültürün, tarihi bir kültüründe beşikliğini
yapmıştır yüzyıllarca. Yüzyıllarca bu dağlarda bahar ve yaz aylarında yüzlerce Türkmen Yörüğü soydaşlarımız
Sandıklılarla dostluklar kurmuşlar, buralarda yaylattıkları koyun ve davar sürüleriyle Türklüğün konar
göçerlik kültürününde temel öğelerinde yerli halkla, yerleşik halkla alışverişlerde bulunmuşlardır.
Sandıklıdaki ve çevresindeki yerleşim birimlerinin kilim, heybe, çorap, haba, örmeli torba, at eğerlerindeki örmeler,
şal örgülerindeki motiflerde Orta Asya Türkmen motiflerinin birlikteliklerini tespit edebilersiniz...
Karakeçili ve Sarıkeçili aşiretlerinden olan öz be öz Türk olan bu kardeşlerimizle aslında bir olan kültür
birliğimiz uzak kalmaktan.dolayı yeniden etkileşim alanına girmiştir.
İşte Türkümüz, Sandıklı'da 80 yıla yakın bir zaman evvel derlenen aslında yüzyılların bir Türküsü:
Kumalar dağından göç katar katar
Katardan ayrılmış turnalar öter
Bize bu ayrılık ölümden beter
Ölüyorum gel de gel
Yanıyorum gel de gel
Ataşta yanan yerde gök çimen bitmez,
Eserde bad-ı saba yangınım gitmez.
Yanarda yüreğim dumanı tütmez
Ölüyorum gel de gel
Yanıyorum gel de gel
Yollara bakarım diz çöke çöke
Boynumu bükerim yaş döke döke
Ömrümü tükettim ah çeke çeke
(Bu türkü Muzaffer Sarısözen tarafından derlenmiş ve notaya alınmış, hemşehrimiz Galip Çoşkun'dan
derlenen bu türkümüz 1973 yılında TRT Müzik Daire Yayınları 523 numaralı repertuara kaydedilmiştir.)